Karşıt İddiaların Araştırılmaması Silahların Eşitliği İlkesinin İhlali

 I.BAŞVURUNUN KONUSU

1.Başvuru, nakdi tazminat isteminin reddi işleminin iptali istemiyle açılan davada karşıt argümanlara önem verilmemesi ve iddialara yönelik gerekli araştırma yapılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III.OLAY VE OLGULAR

7.Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:

8.Başvurucunun eşi R.Y. 1987 yılından itibaren Hakkâri´nin Şemdinli İlçe Jandarma Komutanlığı (Komutanlık) emrinde geçici köy korucusu olarak görev yapmaktayken 1/6/2005 ile 3/6/2005 tarihleri arasında Şemdinli ilçesi Koryürek mezrası Büyüktepe Üs Bölgesi mevzilerinde nöbetçi olarak görevlendirilmiştir.

9.R.Y. 2/6/2005 tarihinde Hacıbey Çayı´na düşmesi sonucu boğularak hayatını kaybetmiştir. Şemdinli Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturma neticesinde 24/10/2005 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Kararda; R.Y.ninHacıbey Çayı üzerinde bulunan sulama setindeki arızayı onarmak için çaya normal yaklaşma mesafesinden fazla yaklaştığı, akıntının fazla olmasından dolayı dengesini kaybederek suya düştüğü ve düştüğü yerden 100 metre kadar sürüklendikten sonra boğularak hayatını kaybettiğinin tespit edildiği belirtilmiştir.

10.Başvurucu, eşinin görevi başındayken kendisi ve arkadaşlarına su temin etmek isterken ırmağa düşerek hayatını kaybettiğinden ve ölüm olayının görevinin sebep ve tesiriyle meydana geldiğinden bahisle 3/11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun uyarınca nakdi tazminat ödenmesi istemiyle İçişleri Bakanlığına başvuruda bulunmuştur.

11.Söz konusu başvurunun değerlendirilmesi aşamasında İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğünce 3/11/2010 tarihli yazı ile Hakkâri Valiliğinden bahsi geçen konu hakkında bilgi ve belge istenmiştir. Anılan yazıda; Komutanlığın 14/6/2005 tarihli yazısında R.Y.nin olay tarihinde tarlasını sulamak maksadıyla çalışırken dengesini kaybedip Hacıbey Çayı´na düşmesi sonucu öldüğü belirtilirken Jandarma tarafından düzenlenen 2/6/2005 tarihli tutanak ile tanık ifadelerinden olayın oluşumunun farklı olduğunun anlaşıldığı ifade edilmiştir. Bu nedenle R.Y.nin olay tarihinde tarlasını sularken mi yoksa görevli iken mi çaya düştüğü hususuyla ilgili olarak tereddüte düşüldüğü belirtilerek bilgi ve belge temini isteminde bulunulmuştur.

12.İdarenin iç yazışmaları sonrasında nakdi tazminat istemli başvuru, İçişleri Bakanlığı Nakdi Tazminat Komisyonunun (Komisyon) 16/8/2011 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Kararda; Komutanlığın 14/6/2005 tarihli yazısında geçici köy korucusu olan R.Y.nin 2/6/2005 tarihinde tarlasını sulamak maksadıyla çalışırken dengesini kaybedip Hacıbey Çayı´na düşerek vefat ettiğinin belirtildiği, olayın emniyet ve asayişin korunması ile ilgili bir görevinin sebep ve tesiriyle meydana gelmediği ve konunun 2330 sayılı Kanun kapsamına girmediği belirtilmiştir.

13.Başvurucu, anılan işlemin iptali istemiyle İçişleri Bakanlığı aleyhine Ankara 12. İdare Mahkemesi (Mahkeme) nezdinde dava açmıştır.

14.Mahkeme 26/3/2013 tarihli kararı ile davanın reddine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinde özetle başvurucunun murisinin 2/6/2005 tarihinde Hacıbey Çayı´na düşmesi sonucu ölmesi üzerine idarece yapılan tahkikatta adı geçenin Büyüktepe Üs Bölgesinde görevli olduğu belirtilmekle birlikteOlay Yeri Tespit Tutanağı ve diğer belgelere göre ölüm olayının görev bölgesinde değil kendi tarlasını sulamak maksadıyla çalışırken dengesini kaybedip Hacıbey Çayı´na düşmesi sonucu meydana geldiği, iç güvenlik ve asayişin korunması ile ilgili bir görevin sebep ve tesirinden kaynaklanmadığı, başvurucuya 2330 sayılı Kanun hükümleri uyarınca nakdi tazminat ödenmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir.

15.Karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Danıştay Onbirinci Dairesinin (Daire) 15/2/2018 tarihli ilamıyla temyiz isteminin reddine ve mahkeme kararının onanmasına hükmedilmiştir.

16.Karar, başvurucu vekiline 10/4/2018 tarihinde tebliğ edilmiş; başvurucu 9/5/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV.İLGİLİ HUKUK

17.2330 sayılı Kanun ´un 1. maddesi şöyledir:

"Bu kanunun amacı; barışta güven ve asayişi korumak, kaçakçılığı men, takip ve tahkikle, trafik ve yol güvenliğini veya tutuklu ve hükümlülerin sevk ve nakillerini sağlamakla görevli olanların; Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Emniyet Teşkilatında bulunan patlayıcı maddelerin incelenmesi, muhafazası, nakli, imha edilmesi ve zararsız hâle getirilmesi işlemlerinde görevlendirilenlerin bu görevlerinden dolayı ya da görevleri sona ermiş olsa bile yaptıkları hizmet nedeniyle derhal veya bu yüzden maruz kaldıkları yaralanma veya hastalık sonucu ölmeleri veya engelli hâle gelmeleri halinde ödenecek nakdi tazminat ile birlikte bağlanacak aylığın ve bu yüzden yaralanmaları halinde ödenecek nakdi tazminatın esas ve yöntemlerinin düzenlenmesidir."

18.2330 sayılı Kanun´un 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Bu kanun;

...

e) Güven ve asayişin korunmasında hizmetlerinden yararlanılması zorunlu olan ve yetkililerce kendilerine bu amaca yönelik görev verilen kamu görevlileri ve sivilleri;

f) İç güvenlik ve asayişin korunmasında veya kaçakçılığın men, takip ve tahkiki ile ilgili olarak güvenlik kuvvetlerine kendiliklerinden yardımcı olmuş ve faydalı oldukları yetkililerce tevsik edilmiş şahısları;

...

kapsar."

19.2330 sayılı Kanun´un"Nakdi tazminat" kenar başlıklı 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Bu kanun kapsamına girenlerden;

a) Ölenlerin kanuni mirasçılarına, en yüksek Devlet Memuru brüt aylığının (Ek gösterge dahil) 100 katı tutarında,

...

nakdi tazminat ödenir."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

20.Mahkemenin 2/12/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A.Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1.Başvurucunun İddiaları

21.Başvurucu; R.Y.nin görevi başındayken kendisi ve arkadaşlarına su temin etmek isterken çaya düşerek hayatını kaybettiğini, ölüm olayının görevinin sebep ve tesiriyle meydana geldiğini belirtmiştir. Başvurucu ayrıca Komutanlığın Mahkemece kabul gören iddiasının aksine Hacıbey Çayı üzerinde müteveffaya ait herhangi bir tarlanın bulunmadığı gibi Irak sınırındaki bölgede kimseye ait tarlanın da bulunmadığını, bu iddialarına yönelik Mahkemece hiçbir araştırma yapılmadığını, dosyada mevcut olan kesin kanıtların ve tanık ifadelerinin Mahkemece dikkate alınmadığını, bu hususların kararda tartışılmadığını ve kararın hatalı olduğunu belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2.Değerlendirme

22.Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

23.Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu; iddia, belge ve tanık ifadelerinin Mahkemece dikkate alınmadığını, bu hususların kararda karşılanmadığını ve idarenin iddiasına üstünlük tanınmak suretiyle hüküm kurulduğunu belirtmiştir. Buna göre başvurucunun iddialarının adil yargılanma hakkı kapsamında silahların eşitliği ilkesi yönünden incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

a.Kabul Edilebilirlik Yönünden

24.Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b.Esas Yönünden

i.Genel İlkeler

25.Anayasa´nın 36. maddesi uyarınca herkes iddiasavunma ve adil yargılanma hakkına sahiptir. Anayasa´nın anılan maddesinde adil yargılanma hakkından ayrı olarak iddia ve savunma hakkına birlikte yer verilmesi, taraflara iddia ve savunmalarını mahkeme önünde dile getirme fırsatı tanınması gerektiği anlamını da içermektedir (Mehmet Fidan, B. No: 2014/14673, 20/9/2017, § 37).

26.Diğer yandan Anayasa´nın 36. maddesine"adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye´nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen silahların eşitliği ilkesine Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Bu itibarla anılan ilkenin adil yargılanma hakkının kapsam ve içeriğine dâhil olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Anılan ilkeye uygun yürütülmeyen bir yargılamanın hakkaniyete uygun olması mümkün değildir (Mehmet Fidan, § 38).

27.Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelir (Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 32). Bu usul güvencesi, uyuşmazlığın her iki tarafına da savunmasının temel dayanağı olan delilleri sunma imkânı tanınmasını kapsamaktadır (Yüksel Hançer, B. No: 2013/2116, 23/1/2014, § 18).

28. Silahların eşitliği ilkesi kapsamında yapılacak inceleme, başvuru konusu yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığının değerlendirilmesidir (Yüksel Hançer, § 19).

29.Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ilkesi ışığında taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma, inceletme noktasında uygun imkânların tanınması ve yargılamaya etkin katılımlarının sağlanması gerekir. Bu anlamda delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsiz olma iddiaları da yargılamanın bütünü kapsamında değerlendirilecektir. Ceza davaları ile medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin davaların usul kuralları da dâhil olmak üzere yargılamanın tüm aşamalarında silahların eşitliği ilkesinin güvence altına alınarak adil yargılanma hakkının korunması hukuk devleti olmanın bir gereğidir (Mustafa Kupal, B. No: 2013/7727, 4/2/2016,§§ 50, 51, 52).

30.Kural olarak Anayasa Mahkemesinin görevi herhangi bir davada bilirkişi raporu veya uzman mütalaasının gerekli olup olmadığına karar vermek değildir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin tarafların öne sürdüğü ve esasa etkili olan iddiaların işin mahiyetinin gerektirdiği ölçüde incelenip incelenmediğini ve özellikle ispat külfeti konusunda taraflardan birinin diğerine nazaran dezavantajlı bir konuma düşürülüp düşürülmediğini denetleme görevi bulunmaktadır (Ahmet Korkmaz, B. No: 2014/16232, 25/1/2018, § 29).

ii.İlkelerin Olaya Uygulanması

31.Başvurucu; geçici köy korucusu olarak görev yapan eşi R.Y.nin ölüm olayının idarenin belirttiği şekilde yani R.Y.nin tarlasını sulamak maksadıyla çalışırken dengesini kaybederek Hacıbey Çayı´na düşmesi sonucu meydana gelmediğini, eşinin görevi başındayken kendisi ve arkadaşlarına su temin etmek isterken söz konusu çaya düşerek hayatını kaybettiğini, bu hususun tanık beyanları ile ortaya konulduğunu ve ayrıca Hacıbey Çayı üzerinde müteveffaya ait herhangi bir tarlanın da bulunmadığını ileri sürmüştür.

32.Mahkeme gerekçeli kararında, Olay Yeri Tespit Tutanağı ve diğer belgelere göre R.Y.nin ölüm olayının görev bölgesi olan Büyüktepe Üs Bölgesi´nde değil kendi tarlasını sulamak maksadıyla çalışırken dengesini kaybedip Hacıbey Çayı´na düşmesi sonucu meydana geldiğini, olayın iç güvenlik ve asayişin korunması ile ilgili bir görevin sebep ve tesirinden kaynaklanmadığını belirtmiştir (bkz. § 14).

33.Somut olayda başvurucunun eşi R.Y.nin 1/6/2005 ile 3/6/2005 tarihleri arasında Şemdinli ilçesi Koryürek mezrası Büyüktepe Üs Bölgesi mevzilerinde nöbetçi olarak görevli olduğu ve olayın da bu görev sırasında 2/6/2005 tarihinde gerçekleştiği hususunda kuşku bulunmamaktadır. Bununla birlikte olayın soruşturması aşamasında alınan ve dosyada yer alan tanık beyanlarında, R.Y.nin görev sırasında kendisi ve arkadaşlarına su temin etmek için gittiği Hacıbey Çayı´na düşerek hayatını kaybettiği ifade edilmekte; mahkeme kararında ise idarenin düzenlediği belgeler doğrultusunda R.Y.nin kendi tarlasını sulamak maksadıyla çalışırken dengesini kaybedip Hacıbey Çayı´na düşmesi sonucu olayın meydana geldiği belirtilmektedir. Buna karşın başvurucu, Hacıbey Çayı üzerinde R.Y.ye ait herhangi bir tarlanın veya ekili arazinin bulunmadığını beyan etmiştir.

34.Başvurucu tarafından yargılamanın tüm aşamalarında, Hacıbey Çayı üzerinde eşi R.Y.ye ait herhangi bir tarlanın veya ekili arazinin bulunmadığı ileri sürülmüş olmasına karşın Mahkemece kararın gerekçesinin dayandırıldığı ve karar sonucunu etkileyebilecek nitelikteki söz konusu iddia hakkında herhangi bir araştırma yapılmaksızın ve kararda bu hususa yönelik hiçbir açıklamada bulunulmaksızın ölüm olayının gerçekleşme şekline ilişkin olarak idarenin anlatımına üstünlük tanınarak karar verildiği anlaşılmıştır.

35.Buna göre mahkeme kararının gerekçesinin dayandırıldığı hususa yönelik olarak başvurucu tarafından ileri sürülen ve karar sonucunu etkileyebilecek nitelikteki iddialar hakkında Mahkemece hiçbir araştırma ve değerlendirme yapılmaması, olayın meydana gelme şekline ilişkin olarak idarenin anlatımına üstünlük tanınarak hüküm kurulması başvurucunun davalı idareye nazaran zayıf bir konuma düşürülmesi sonucunu doğurmuştur. Bu durum bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelemiştir.

36.Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde hüküm altına alınan adil yargılanma hakkının güvencelerinden olan silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B.Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

37. Başvurucu, somut davada verilen karar nedeniyle tazminat alma ve maaş bağlanma haklarının engellendiğini belirterek Anayasa´nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

38. Adil yargılanma hakkı yönünden ulaşılan sonuç gözetildiğinde başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki söz konusu şikâyetlerinin ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.

C.6216 Sayılı Kanun´un 50. Maddesi Yönünden

39.30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun´un 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

40.Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasına hükmedilerek ihlalin giderilmesi talebinde bulunmuştur.

41. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

42. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

43. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda Anayasa Mahkemesi 6216 sayılı Kanun´un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesiİçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine ulaştığı mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri(2), §§ 57-59, 66, 67).

44.İncelenen başvuruda başvurucunun iddiaları araştırılmadan ve idarece düzenlenen tutanaklara üstünlük tanınarak hüküm kurulması sebebiyle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

45.Bu durumda silahların eşitliği ilkesinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun´un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 12. İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

46.Dosyadaki belgelerden tespit edilen 294,70 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.894,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI.HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında silahların eşitliği ilkesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

C.Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkı kapsamında silahların eşitliği ilkesinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 12. İdare Mahkemesine (E.2012/114, K.2013/737) GÖNDERİLMESİNE,

D.294,70 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.894,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

E.Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F.Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 2/12/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

(Perihan Yılmaz, B. No: 2018/13753, 2/12/2020, § …)



Uyarı : Web sitemizde yer alan bilgiler hukuki mütalaa veya tavsiye değildir. Büromuz bu sitede yer alan bilgilere, metinlere ve yayınlara dayanılmasından dolayı sorumluluk kabul etmez.

İlginizi Çekebilecek Diğer Yazılar